Posted on

Geleceğin Geçmişinde Bir Gelmemiş Gelecek… (Bölüm 3)

Tarih: 10 Haziran 2017.

Yer: ZAE – Kuzey Norveç.

Dr. Briant 1 haftada sadece bir kaç saat uyumasına rağmen çok dinamikti. Bunun sebebi ömrünü adadığı projenin yarın ilk ve son denemesinin yapılacak olmasıydı. Deneyde kullanılacak tüm sistemlerin çalışma durumlarını bizzat kendisi test etmek istemişti. Hesaplamaları kontrol etmesi 2 gününü almış ve diğer mekanik aksanlarda yaptığı denetim ise hala sürüyordu. Adam işi sağlama alıyo. Hesaplama tabi ne sandın işin özü o, bak şimdi…

Kapsül ekibinde yer alan Kelly, Lander, Jill ve Sarper deneyde fiziki ve ruhsal etkilere maruz kalacakları için son 24 saatlerini kendilerini hazırlamaya ayırmışlardı. Yapılacak deney sonucu iki ihtimal olduğunu onlarda biliyor ve bunu kabulleniyorlardı. Ya başarısız olan bilim insanları gibi tarihin tozlu raflarında yerlerini alacak yada gelecekte onları hiç bilmedikleri bir yaşam bekliyor olacaktı.

Ekip son 1 ayda tamamen kaynaşmış, özellikle Sarper’in eğitimleri sırasında birlikte bolca zaman harcamışlardı. Aralarında gerçek bir ekip ruhu henüz oluşmamıştı ama temelleri bu süreçte atılmıştı. Aşk maşk yok… Ekip lan bunlar hemen Türk dizisi moduna sokmayın kurguyu… Neyse bi gitsinler ilerde bakarız… 

SpaceX tarafından hazırlanan fırlatma rampası ZAE’nin 5 km dışında yer alıyordu. Fırlatmaya 7 saat kalmıştı ve tüm ekip hazırdı. Kapsül ekibi kontrollerini gerçekleştirmiş kendi aralarında eğlenceli sohbetler ediyorlardı. Özellikle kapsül ekibinin en deneyimli üyesi Lander, ekip arkadaşlarının morallerini yüksek tutmaya çalışıyordu. Şimdi sen dicen ki hani zaman makinası, 2 buton, hop ışınlandık falan. Nerden çıktı SpaceX uzay aracı, roket… Bak şimdi. Bilimsele geçeyim dur bekle…

Işık hızı 299.792.458 m/s dir. İnsan üretimi en hızlı alet olan Helios 2 Uzay inceleme aracı 252.792.000 m/s hıza ulaşmayı başarmıştır ve bu hızlara ulaşmasını sağlayan yakıt sadece güneş yörüngesi ve güneş ışınlarıdır. Daha öncede belirttiğim gibi dünyanın kütle çekim kuvveti yani yer çekimi 9,81 Newton dur. Bu değer atmosfer içerisinde ışık hızına çıkmanızı engelleyen temel faktördür.

Ya atmosfer dışında bu hıza ulaşılabilir mi? Evet Güneşin kütle çekim kuvveti dünyanınkinin tam 25 katıdır. yani Güneşin yörüngesine giren bir nesne 247,2 Newton güçle güneşin merkezine çekilmeye başlar. Helios 2 ‘nin sahip olduğu hızın temel kaynağı budur. Ama Helios 2 asla güneş yörüngesine girmez sadece yörünge ekseninde hareket eder. Yörüngeye girmemesinin sebebi de aslında kontrol edilemez bir hıza ulaşacak olmasıdır. Işık parıldadı dimi şimdi… Dedim ama ben Dr. Briant’in bir bildiği vardır.

Ele alınacak bir diğer bilim unsuru da uzaydaki zaman kavramıdır. Uzaya gönderilen araçlarda ki saat sistemleri farklı işler. Yaptıkları hız nedeni ile saatler ortalama saniyenin 3 milyonda 1’i oranında geri kalır. Bu değer Helios 2 için saniyenin 1.7 milyonda 1’i değerine kadar düşmüştür. Şayet ışık hızına çıkıldığı düşünülürse bu değer uzayda geçirdiğiniz her 1 saniye için dünyada geçirmediğiniz 1 saniyeye sahip olduğunuz anlamına gelir. Tamam biliom kafalar karıştı ama bu değerler önemli… Dur son bişey dicem…

Eğer ışık ötesi hıza çıkacaksanız (Hız = Güneş yörüngesi + Güneş enerjisi + Yol) formülü sizin temel hız kaynağınız olacaktır. Düşünün ki ışık hızında güneş yörüngesi etrafında dolaşıyorsunuz.

Görünge: Her 1 saniyede güneşin etrafında 4 tur atıyorsunuz.

Enerjisi: Bu turlama esnasında yine güneş enerjisi dolu güçlü FAN motorlar sayesinde ittiriliyorsunuz.

Yol:  Her turda güneş merkezine dahada yaklaşıyorsunuz. Yani Yüksekten güneş yüzeyine düşüyorsunuz.

Sonuç olarak bu 3 temel teoriyi uygulayarak alacağınız her 1 haftalık yol için dünyada yaşamadığınız 23 yıl oluşuyor. Hatırlasana hani artık bir saniye teorisi üzerinden hesap yaptık ya…

Dr. Briant’i asıl endişelendiren nokta yolculuğun dönüş kısmıydı. Güneş çevresinde yapacakları 1 haftalık yolculuktan sonra dönüş için güneş yörüngesinden çıkmaları gerekiyordu. Bunu ışık ötesi hızla yapmak resmen intihar olurdu. O hızda yapılan hesaplanmamış bir manevra kapsülün savrulup uzay boşluğunda kaybolmasına yada güneş yüzeyine çakılmasına neden olabilirdi. Kapsülün güneş ışınlarına ve ısısına dayanıklı yapıya sahip olması büyük oranda Kelly’nin marifetiydi. 19 yıl önce ekibe sırf bu sorunu çözmek için dahil olmuş ve çok büyük yollar kat etmişti. Ayrıca Lander’ın geliştirdiği dış çeper sayesinde kapsüle temas eden tüm güneş ışınları enerjiye dönüşüyor ve FAN motorlarının çalışmasını sağlıyordu. Uzayda hava mı var la ne FAN’ı dicen dimi… O FAN senin fan değil kamil, atlama hemen…

Sarper’in 1 yıldır üzerinde durduğu nokta tam olarak iniş protokolleriydi. Dünya yörüngesine tekrar girme ve yer yüzüne inme aşaması en zor olanıydı. Sarper bunun için kapsülün güneş etrafındaki dönüşünü tamamladıktan sonra yörüngeyi yine aynı hız oranı ile terk etmesi gerektiğini düşünüyordu. Çünkü üzerinde yaptığı hesaplamalar gösteriyordu ki eğer hızlarını azaltmaya kalkarlarsa güneşin kütle çekim kuvvetine karşı koyamayıp güneş yüzeyine çakılabilirlerdi. Lunaparktaki balerini düşün 5 tur attıktan sonra emniyet kemerini çıkar bak noluyo… Fizik işte aslında bunlar hep… Matematik de var da ona girme şimdi… 2 senedir kalıom Calculus dersinden… Dur konuyu dağıtma lann…

Güneşin yörüngesinden kontrollü bir şekilde çıktıktan sonra yine güneş enerjisi kullanarak orantılı hız dönüşüm protokolleri ile 27 saat içinde tekrar atmosfer içerisine girmeyi planlıyorlardı. Normalde dünya ve güneş arasındaki mesafeyi ışık hızı ile 8.21 dakika içerinde kat edebilirlerdi, ama bu atmosfere girdiklerinde bir alev topuna dönüşüp yerküreye çarpmalarına sebep olurdu. Çarpma öyle kuvvetli olurdu ki yerkürede 173 km derinliğe sahip bir çukur açabilirdi. Yaptıkları hesaplamaya göre 27 saatin sonunda kapsül Kuzey Atlas Okyanusu üzerindeki bir adaya iniş yapacaktı. Sarper’in geliştirdiği manevra kanatçıkları özellikle iniş aşamasında çok işe yarayacaktı. Kapsüle manuel manevra yapabilme özelliğini kazandırmış, bu sayede hatalı hesaplama sonucu yanlış bir yere inmeleri engellenmişti. Çok sıkıcı oldu dimi hep teknik detay… Ama napahh adamları yayan mı yollıyalım Güneşe…

Fırlatma geri sayımı başlamıştı.

Dr. Briant tüm inancıyla geri sayıma eşlik ediyordu.

9 – 8 – 7 – 6 – 5 – 4 – 3 – 2 – 1

 

Bu bölümün gecikmeli olarak gelmesinin sebebi bölüm içerisinde kullandığım sayısal değerler ve kurgu ögelerinin gerçeğe %100 dayalı olması nedeniyledir. 

yok lan bunlar gerçek de gecikmenin nedeni İstabulda geziom tozuom ondan… 

Ama bidaha olmucak söz her gün yazacam artık geleceği…

Eğer aklınıza o hızda o kapsül gök taşına falan çarparsa ne olur sorusu geliosa… Gelmesin… Sus azından yel alsın kaza mı yaptırcan lan bize… Çarpmaz hem… Niye çarpsın ki…

Okuyun da nasıl gidio biraz banada ateşleyin…

Lost gibi sonunu rüyaya bağlayasım var ama bağlamam merak etme…

 

Write a comment